Houston’u Türkiye kamuoyu Turgut Özal sayesinde duymuştu. Ülkeyi dünyayla bütünleştirmeye çalışan Özal, açık kalp ameliyatı olmak için Houston’a gelmiş ve ünlü, “Teksas Fırtınası” lakabıyla anılan De Bakey tarafından ameliyat edilmişti. Özal’ın bu ameliyatı sayesinde Türkiye, ilk alışveriş merkezi Galeria ile tanışmıştı. Özal hastalığının nekahat evresinde Houston’u gezmiş alışveriş merkezi kavramıyla karşılaşmış ve o günlerde bunlar içerisinde en güzel olanını Türkiye’ye getirmeyi kafasına koymuştu. Nitekim, kısa bir süre sonra Emlak Bankası’nın öncülüğüyle Ataköy’de Galeria açılmıştı. Bu alışveriş merkezi Houston’dakinin neredeyse birebir kopyasıydı.

Ancak Houston’ı Turgut Özal’dan çok önce keşfeden başka isimler vardı. Bunlar ne tıp eğitimi almaya gelen öğrenciler ne de yatırım fırsatı arayan işadamlarıydı. ABD’de Houston’ı ilk ziyaret eden Türkler, Cerrahi Dergâhı’nın mensubu dervişlerdi. Başlarından şeyhleri Muzaffer Ozak olduğu halde, Houston’ın en önemli kültürel merkezlerinden Rothko Shapel’de “meydan” açıp, “devran” yapmışlardı.

Rothko Shapel, 20. Yüzyıl’da dünyanın en meşhur ressamlarından Mark Rothko’nun oldukça büyük ebatlı resimlerinin sergilendiği bir binaydı. Bu bina Teksas’ın ünlü petrol milyarderi Menil Ailesi tarafından yaptırılmış, Rothko da burada sergilenmek üzere büyük boyutlu resimler hazırlamıştı. Aile sanat eseri koleksiyoneriydi ve özel koleksiyonlarını sergilemek için Houston’ın müzeler bölgesinde Menil Müzesi’ni kurmuştu. Bu müze kompleksinin içinde de kültürler ve dinlerarası diyaloğ için sekizgen şeklindeki Rothko Shapel’i inşa etmişti.

SEYYİDLİĞİ ANNE TARAFINDAN

ABD’nin en önemli eyaletlerinden Teksas’ı Teksas yapan ailelerden Menil’in kızı Muzaffer Ozak ve Cerrahi dervişleriyle New York’ta tanışmış ve kısa bir süre sonra, Müslüman olup, dervişlerin arasına katılmıştı. ABD jet sosyetesinin bir mensubunu bile bağlılarının arasına katmayı başaran Muzaffer Ozak kimdi? İsterseniz bu yazıda Ozak’ı tanıyalım, sonrasında ise Mark Rothko, Menil Ailesi ve kızları Şeyha Fariha’yı konuşalım…

Muzaffer Ozak, yaşı 50’yi geçen hemen her kitap meraklısının duyduğu bir isimdi. Beyazıt’ta, meydana adını veren caminin hemen arkasındaki Sahaflar Çarşısı’nda sahaflık yapıyordu. Bu yüzden adı Sahaflar Şeyhi’ne çıkmıştı. Anne tarafından “Seyyid”, Balkan göçmeni bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmişti.

1916 doğumlu Ozak’ın sahaflığı da şeyhliği de gerçekti. Ozak, Beyazıt Camii’nde görev yaptığı sırada Kefeli Camii İmamı Şakir Efendi’den sahaflığı öğrenmiş ve burada dükkan açmıştı. Aynı zamanda da Cerrahi Dergâhı’nın 19. Şeyhi’ydi. Henüz altı aylıkken babasını kaybetmiş, çocukluğu zorluklar içinde geçmişti. Babasının medrese arkadaşı Abdurrahman Sami Saruhani hem ilkokul hocası hem de ilk şeyhi olmuştu. Halveti-Uşşaki şeyhi Saruhani, Ozak henüz 18 yaşındayken vefat etmişti.

Ozak’ın ikinci şeyhi ise Ahmet Tahir Maraşi’ydi. Halveti-Şabani şeyhi Maraşi, ünlü Fatih Türbedarı Amiş Efendi’nin öğrencisiydi. Ozak, devrin ünlü isimleri Fatih Camii başimamı Mehmed Rasim Efendi’den Kur’an-ı Kerim ve tecvid, Gümülcineli Açıkbaş Mustafa Efendi’den Arapça dersleri aldı.

“AŞKÎ AZİZİM, ALLAH YOLUNDA”

Osman Şakir ve Sarıyer Müftüsü Hüseyin Hüsnü Efendi’lerin tefsir, hadis ve fıkıh derslerine, Abdülhakim Arvâsî ve Şefîk Efendi gibi şeyhlerin  sohbetlerine devam etti. Reisülhattatin Kâmil Akdik, Nuri Korman ve İsmail Hakkı Altunbezer’in Güzel Sanatlar Akademisi (Şimdi Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi)’ndeki derslerini takip etti.

Ozak, bütün olumsuzluklara rağmen dini ilimlere olan merakını giderecek isimlerle tanışmayı başarmış, çalışkanlığı sayesinde kısa sürede İstanbul’da özellikle dini çevrelerde tanınan-bilinen bir isim haline gelmişti. Kapalıçarşı’da Camili Han’da ölünceye kadar vaizlik-hatiplik yaptı. Ozak, dini çevreler dışında da sahaflığı sayesinde tanınıyor ve seviliyordu.

Nüktedandı ve bir hakikati anlatmak için en iyi yolun, hikayeler, fıkralar üzerinden geçeceğine inanıyordu. Bu yüzden dini hayatına ilgi duymayan isimler, Ozak’ı hep bu yönüyle hatırlayacaklardı. Oysa Ozak, günlük hayatında ne kadar nüktedan ve neşeliyse, dini hayatında da o kadar titizdi.

Günlük zikir ve virdleri dört-beş saati buluyordu. Bunun üzerine de her gece yüz rekat “Salat’ül-Hayr” kılıyordu. Kuşluk vaktinde de 20 rekat namaz kılmayı adet haline getirmişti. Ozak’ı sahaf dükkanında görenler, namazlarını herhangi bir nedenle geciktiren bağlılarını hemen uyardığını belirtmişlerdi. “Aşki” mahlasını almış ve bu isimle pek çoğu bestelenmiş şiirler yazmıştı.

Muzaffer Ozak, asıl ününü Halveti-Cerrahi Şeyhi Fahreddin Erenden’e bağlandıktan sonra yakalamıştı. Erenden, tekkeler kapatıldıktan sonra bir köşeye çekilmek yerine faaliyetlerine devam etmişti. Karagümrük’teki Cerrahi Asitanesi’nin müştemilatında oturuyordu. Ozak, Maraşi’nin vefatından sonra Erenden’e bağlanmıştı. Bir müddet sonra da Erenden’den hilafet almış, Erenden’in 1966’da vefatının ardından da postnişin olmuş, şeyhlik makamına geçmişti.

KARARI AYDIN BOLAK GETİRTTİ

Ozak’ın şeyhlik dönemi Cerrahilerin kapılarını bütün dünyaya açtığı yıllar olmuştu. Ozak’ın gerek nüktedan, hoşsohbet kişiliği, gerek tarikatın ritüelleri pek çok kişinin ilgisini çekmiş ve şöhretinin yayılmasını sağlamıştı. Ozak, şeyhlik postuna oturduktan sonra tekkenin kapılarını bağlıları dışında da herkese açtı. Burada gizli kapaklı hiçbir iş yapılmıyordu. İsteyen gelip, istediği şekilde, huzuru bozmadan tekkeye misafir olabilir, zikri izleyebilirdi.

1970li yıllara bu anlayışla giren Cerrahi Tekkesi, bir müddet sonra ünlülerin akınına uğrayacak, dönemin en ünlü erkek ses sanatçılarından Ahmet Özhan, Ozak’a bağlanacaktı. Yine Robert College mezunu, New York’ta yaşayan, yaptığı resimler ve eylemlerle adından sözettiren Tosun Bayrak bu dönemde tekkeye katılmıştı.

Ünlü neyzen Kutsi Ergüner’in Fransa’ya davetiyle başlayan yurtdışı seyahatler, Batılıların dervişleri tanımasına yolaçmıştı. Ozak aldığı davetlerle defalarca ABD’ye gelmişti. Yaptıkları zikirler, giydikleri kıyafetler ve başlıklarıyla Cerrahi dervişleri Batılıların oldukça ilgisini çekmişti. Boston’da New York’ta, Houston’da Cerrahiler hatırı sayılabilecek kadar kişiye ulaşmışlardı.

Ancak bütün bu seyahatler, yoğun tempo Muzaffer Ozak’ın sağlığını olumsuz etkilemişti. Hayatının son yıllarında günlük işlerine olabildiğince geç başlayıp erken bırakıyordu. Ölümünden önce de sevenlerini, “Bana Edirnekapı ötesine yol göründü. Azrail’in kılıcını ensemde hissediyorum” diye uyarmıştı. Ozak, hiç beklenmedik bir şekilde 12 Şubat 1985’te, gece namaz kılarken secdede vefat etmişti.

Salı gecesi vefat eden Ozak’ın cenazesi, Nurettin Cerrahi Türbesi’ne defnedilmesiyle ilgili bürokratik işlemler ve yurtdışından geleceklerin beklenmesi için Cuma günü defnedilmişti. Defin işlemleri için Bakanlar Kurulu kararı gerekiyordu. Bunun için dönemin devlet bakanı Ercüment Konukman devreye girmiş, Kenan Evren’in kararı imzalaması için yaverine ulaşılmıştı. O günün şartlarında kararın Ankara’dan alınması için ünlü işadamı Aydın Bolak özel bir kişiyi görevlendirmişti. Ozak, 15 Şubat’ta yıllarca türbedarlığını yaptığı Nurettin Cerrahi Türbesi’ne “sır”landı ve “hamuşân” arasına karıştı. Ancak attığı tohumlar bugün halâ meyve vermeye devam ediyor. Nasıl mı? Onu da bir sonraki yazıya bırakalım…