Tam 18 yıl geçmiş aradan. İstanbul’daki ilk muhabirlik yıllarımda tanışmıştık. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin başkanıydı. Genç bir muhabirken, Cağaloğlu’ndaki o tarihi ve kasvetli binaya ilk girdiğimde, ‘benim burada ne işim var’ diye düşündüğümü hatırlıyorum. Cemiyet üyesi meslektaşım götürmüştü. Mesleğimizi temsil eden, haklarımızı savunan en büyük meslek kuruluşuydu ama kanım hiç ısınmamıştı doğrusu. Ta ki onunla tanışana kadar… Elbette Nail Güreli’den bahsediyorum. Mesleğimizin Nail abisinden. Meslek onurunu taşımayı, ideolojik ayrım yapmadan bütün meslektaşlarına sahip çıkabilmeyi ve her daim sadece ‘gazeteci’ kalabilmeyi bize yaşamıyla öğreten adamdan söz ediyorum…

Yağmurlu bir sonbahar sabahında, ölüm haberini duyduğumdan aklıma bunlar düşmüştü. Bir hazan yaprağı daha kopmuştu daldan. Epeydir hastaydı, evinden çıkamıyordu lakin çok istememe rağmen uğramaya fırsat bulamamıştım. Öyle ya, gündemlerle, süreçlerle boğuşmak gibi hayati(!) vazifeler varken kim hatırlar vefayı! Ne acıdır ki, cenazesine katılıp bir Fatiha okuyacak, ona son görevimi yapabilecek halde bile değildim artık. Hayatım boyunca acıyla hatırlayacağım bir sonbahar yaşattı bana Nail Abi’m. Bugün onun ikinci ölüm yıldönümü. Hastalığı ve vefatında yapamadığım vazifemi, birkaç satır yazıyla da olsa yapmak istedim. Hayatı boyunca kalemini bırakmamış ve satmamış meslek büyüğüne karşı en vefalı duruş, ismini kalemle anmak olacaktır diye düşünüyorum.

Nail Güreli, 1952’de Hizmet Gazetesi’nde başladığı mesleğini, hastalığı iyice ağırlaşana kadar devam ettirdi. Çok sevdiği kalemini bırakmak zorunda kaldığında Milliyet’te haftada bir gün yazıyordu. Yazılarını hep bir şiir dizesiyle bitirirdi. Basın Şeref Kartı ve 2003 Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü sahibi Güreli, 1994-2001 yılları arasında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığı yaptı. Gazetecilik Hak ve Sorumluluk Bildirgesi onun döneminde hazırlandı. Patronsuz yayın organı TGC Bizim Gazete’nin fikir babasıydı. En çok üzerinde durduğu konuysa Yerel Basın’dı. Başkanlığı döneminde, Konrad Adenauer Vakfı ile ortaklaşa Yerel Gazetecilik Seminerleri hayata geçirildi. Yerel basın ödülleri verildi. Ayrıca, 6 Nisan ‘Öldürülen Gazeteciler Günü’ ilan edildi. Abdi İpekçi, Metin Göktepe gibi öldürülen gazetecilerin ailelerinin hep yanında oldu. Basın emekçilerinin, özellikle de muhabirlerin haklarını ve basının onurunu korumak için son nefesine kadar mücadele etti. Güreli, kütüphanesini Maltepe Üniversitesi’ne bağışladı.

Plazaların esiri olmadı

Onun mesleği ve meslektaşları için yaptıklarından satır başları böyle özetlenebilir. Oysa onu yakından tanıyanlar için Nail Güreli bunlardan çok daha fazlasıdır. Benim gazeteciliğimin ilk, onunsa mesleğinin son yıllarında, birlikte yaşadıklarımız film şeridi gibi geçiyor şimdi gözümün önünden. Ben doğmadan tam 15 yıl önce ülkede yılın gazetecisi seçilmiş bir gazeteciden söz ediyoruz. Buna rağmen toy meslektaşlarına hep sahip çıkmış, onları hiç küçümsememiş, her zaman ulaşılabilir olmuş, medyanın plaza dönemlerinin esir olmamıştı. 84 yıllık ömrünü tamamladığında, her zaman destek verdiği genç meslektaşlarının artık işini yapamaz hale geldiğini, bir kısmının topluca zindanlara tıkıldığını, yıllarca kalkındırmak için o şehir senin, bu şehir benim koşturup durduğu, teşvik ödülleri verdiği yerel basının can çekiştiğini bilmiyordu maalesef!

2000’li yıllarda, özellikle genç gazeteciler cemiyete burun kıvırırdı. Bir tür emekliler kulübü muamelesi götürürdü bu köklü kurum. Haksız da sayılmazlardı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, sanki sadece emekli gazetecilerin bir araya gelip, hatıralarını yad ettikleri kulüp havasındaydı. Seçimden seçime hatırlanan, üyelerine yılbaşında hediye çeki veren, onunla da ancak yıllık aidatların kapatılabildiği, Haliç manzaralı restoranıyla meşhur kulüp! Türkocağı caddesinin başındaki o haşmetli bina, eski ve soğuk görüntüsüyle de desteklerdi bu algıyı. İşte bu imajı değiştiren başkandır Nail Abi…

Gazetecilere ayrımsız destek verdi

Gazetecilere hakları kadar sorumluluklarını da hatırlatan, bu amaçla ‘hak ve sorumluluk’ bildirgesini hazırlatan isimdir. Başında bulunduğu kurumu, gazetecilerin hakları ve yaşadıkları sıkıntılar konusunda, canlı bir tartışma ve hak arama platformuna dönüştüren başkandır. Hangi ideolojiyi temsil ettiğine, hangi grupta çalıştığına bakmadan zor durumdaki bütün meslektaşlarına aynı seviyede destek veren cemiyetin mimarıdır. Evrensel Muhabiri ile Akit Muhabirine veya Zaman yazarı ile Cumhuriyet yazarına, haksızlığa uğradıklarında aynı seviyede sahip çıkmaktan gocunmayan bir meslek ahlakını bugün hayal bile edemiyoruz dimi! İşte Nail Abi öyle bir meslektaştı…

Her görüşten, her düşünceden gazeteciler onun yanına rahatlıkla gelebilir, kapıyı tıklatıp odasına girebilir, derdini anlatabilirdi. Nail Abi sadece dinlemekle yetinmez, hukuk işlerinden sorumlu danışman Fikret İlkiz’e sorunları yönlendirir ve çözümünü takip ederdi. Mesela ikibinlerin başında hukukla başı en fazla derde giren gazete Akit’ti. Şimdiki yandaş konforuna aldanmayın, Akit o zamanlar özellikle laik kesim ve ordunun hedefindeydi ve arkasında iktidar gücü de yoktu. O yıllardaki güç odaklarının öfkesine hiç aldırmadan, Akit’te çalışan ve başları derde girmiş emekçilerin dertlerini dinleyip, onlara destek verdiğinin yakın şahidiyim.

Daha görev süresi dolmadan ve rahatlıkla tekrar seçilebilecek durumda olmasına rağmen koltuğu yardımcısına devretmekten de hiç imtina etmedi Nail Abi. Sonra da yardımcısının başkan olduğu kurumda gönüllü faaliyetlere katılmaya devam etti. Basının sorunlarının derinlemesine tartışıldığı, oradan çıkan raporların Ankara’ya taşınarak, sorunlara çözüm aranan Basın Senatosu’na başkanlık etti. Sarı Basın Kartı’nın değeri onun zamanında hiç azalmadı. Gazetecilerin haklarına yönelik her tırpanlama girişiminin karşısında durdu, konuyu gündem yaparak hak gasplarını engelledi. Kulağa ne kadar hoş geliyor dimi. Şimdi ütopik görünse de, ‘Eski Türkiye’de mesleğimiz adına böyle güzellikler yaşanabiliyordu işte!

Meslek hayatımdaki ilk yurtdışı gezimi Nail Abiyle yapmıştım. Tabi ki onun daveti ve organizasyonuyla. Sonra defalarca beraber konferanslara, yerel medya seminerlerine, Türk-Alman gazeteci forumlarına katıldık. Mesleğimin başlangıcında bana unutulmaz tecrübeler yaşattı. İlk kez bir panelde onun sayesinde konuşma yaptım. Hem de uluslararası katılımcılara ve meslektaşlara hitaben. 25 yaşında bir gazeteci için bu anılar unutulur mu hiç. Nail Güreli’nin başkanlığındaki cemiyet Türk – Alman – Yunan Gazetecilik seminerleri bile yapardı. Üç ülkenin gazetecileri buluşur, ülkesel sorunlara mesleki bakış açıları getirirdi.

Ondan son bir anı daha nakledeyim. Sanırım 2001 Ramazanı’ydı… Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın iftarını izlemekle görevliydim. Farklı kesimlerin davet edildiği, hoşgörü ve birlikte yaşama temalı bir protokol iftarıydı. Bu ortamda genç muhabirlere düşen, konuşmalardan notlar almak, fotoğraf çekmek ve haberi gazeteye geçmektir. Haliyle muhabirlere salonun en dışında masa ayrılır ve orada iftarını açarsın. O iftara TGC Başkan’ı sıfatıyla Nail Abi de davetliydi. Salonda ayaküstü sohbet ettik ve ardından görevliler onu alıp protokol masasına götürdü. Ancak bir süre sonra yanıma vakıf görevlileri geldi ve ‘Nail Bey siz olmadan masaya oturmuyor, lütfen gelin’ dediler. Ben olmadan iftar sofrasına oturmamış. ‘Ben arkadaşımla otururum’ diye tutturmuş. Yemeği mecburen protokol masasında yedik. Tabi çok utanmıştım. Masada protokol ve yanlarında toy bir muhabir. Ondan aldığım bu vefa ve insanlık dersini hiç unutamam…

Mekanın cennet olsun Nail Abi…