Hayır, Dünya Kupası’nı Afrika kazanmadı

Bugün dünyanın en büyük futbolcu fabrikası Fransa. Son 5 Dünya Kupası'nda 216 Fransa doğumlu oyuncu 17 farklı ülkenin formasını terletti. Şampiyon ekipteki ilk 11'indeki 9 oyuncu Fransa doğumlu, diğer ikisi de 2 yaşında Fransa'ya gelmiş. 

Fransa’nın Rusya’da düzenlenen Dünya Kupası’nı kazandığı günden beri hem Türkiye’de hem dünyada Fransa’nın milli takımı gündemde. En çok tekrar edilen klişe ise Fransa’nın Afrikalı futbolcular sayesinde kupayı kazandığı ve asıl başarının Afrika’ya ait olduğu. Oysa ki, Fransa Milli Takımı’nın ilk 11’indeki 9 oyuncu Fransa doğumlu. Diğer ikisi de 2 yaşında Fransa’ya gelmiş.

Herkesin aklına futbolcu fabrikası denilince Brezilya gelir. Dünyanın bütün liglerinde Brezilyalı bir oyuncu top koşturur. Oysa ki, sanılanın aksine bugün dünyanın en büyük futbolcu fabrikası Fransa. Son 5 Dünya Kupası’nda 216 Fransa doğumlu oyuncu 17 farklı ülkenin formasını terletti.

Peki bu başarı hikayesi nasıl mümkün oldu sorusunun cevabını tek kelimede verebiliriz : Clairefontaine.

Fransa milli takımı 1960’lı yıllarda ardı ardına yaşadığı başarısızlıkların ardından Clairefontaine futbol akademisini kurma kararı aldı.Fransa Clairefontaine sayesinde elit futbol ülkeleri arasına girdi. Son 20 yılda 3 Dünya Kupası finali oynadı, 2’sini kazandı. 2 Avrupa Kupası finali oynadı birini kazandı. Zinedine Zidane ve Thierry Henry gibi yeteneklerin çıktığı bu akademinin Fransa’nın her şehrinde kolları bulunuyor. Yerel yönetimler 70’lerin başından itibaren en geri kalmış bölgelerde dahi futbol akademileri kurdu. O dönemde futbolcu yetiştirme konusunda en önde olan ülke İspanya’dan futbol antrenörleri transfer edildi. Bu futbol altyapı yatırımının en çarpıcı örneği tren istasyonu bile olmayan Les Ulis şehri. 30 yıldır profesyonel maaşlı futbol personeli olan Les Ulis şehrinin kulübü Thierry Henry, Patrice Evra ve Anthony Martial’ı yetiştirdi.

Fransa’da futbolcu havuzu olarak öne çıkan bölge ise Paris’in banliyöleri. Paris’in fakir göçmen mahallelerindeki potansiyeli ilk keşfeden futbol adamı Arsene Wenger, 15 yıl önce Paris’in Sau Paulo’dan sonra ikinci büyük futbol şehri olduğunu söylemişti. Bir çok Fransız genç yeteneği Arsenal’a kazandırarak büyük başarılar elde etti. Bugün Real Madrid, Barcelona, Manchester United gibi dünya devleri yetenek avcılarını Paris’e gönderiyor.
Dünya Kupası’nda yer alan 18 Paris doğumlu futbolcunun transfer değeri 482 milyon euro. Yani Paris’in yetiştirdiği yeteneklerin mali değeri Rio de Janiero ve Sau Paulo’nun toplamını geçiyor. Paris, Fransa milli takımında hiç oynamamış ve hatta Fransa’da adı duyulmamış oyuncular artık Avrupa’nın dev klüplerine transfer oluyor.

Futbol akademilerinin en çok Paris’in göçmen nüfus ağırlıklı banliyölerinde başarıya ulaşmasının sebebi ise ironik biçimde Fransa’nın göçmen politikasındaki başarısızlığı. 70’lerden itibaren göçmenlerin Paris’in kenar mahallelerinde yoğunlaşmasına engel olamayan Fransa, bu şehirlerde yoksullaşmanın ve işsizliğin önüne geçecek adımları atmadı. Bu banliyölerde doğan gençlerin önünde ne kaliteli eğitim imkanı var, ne de kalifiye iş fırsatlarına ulaşma şansı. Uzun binalardan ve beton binalardan ibaret bu banliyö bölgelerinde çoğu zaman tek seçenek futbol oynamak veya rap yaparak ünlü olmak. Örneğin, 2005’teki banliyö isyanlarının sembol semti Bondy’de doğup büyüyen Kylian M’bappe erken yaştan itibaren yüzlerce yaşıtı gibi tutku derecesinde futbol oynadı, sadece profesyonel futbolcu olmayı hayal etti. Profesyonel futbolcu olmak onun için fakirlikten kurtulmanın tek yoluydu. Paris’in merkezinde oturan yaşıtları gibi keman kursu ile futbol arasında kalmadı. Yine Chelsea’nın yıldızı N’Golo Kante eğer bu yetenekle sahip olmasaydı tıpkı Dünya Kupası’ndan önce ziyaret ettiği çocukluk arkadaşları gibi fabrikada işçi olacaktı. Ev kiralamaya çalışırken, iş ararken ayrımcılığa maruz kalacaktı. Bu futbol yıldızları mühendis, gazeteci, avukat vs. olsaydı muhtemelen beyaz tenli yaşıtlarına göre 3 kat daha zor iş bulacaktı. Göçmen çocuklarının kupayı Fransa’ya getirmesinin göçmen çocuklara yönelik ayrımcılığı bitireceğini düşünmek te naiflik olur. Bugün Pogba’ya, Umtiti’ye tezahürat yapan Fransızlar yarın yine evini kiralarken yabancı isimlere ait başvuruları baştan eleyecektir.

O yüzden Fransa’nın yetiştirdiği M’bappe’nin başarı hikayesi, aynı zamanda onun kadar yetenekli olmadığı için başaramayan 100 M’bappe’nin trajik öyküsü. Nasıl Brezilya’nın favelalarındaki fakirlik Ronaldo, Romario ve Ronaldinho gibi futbol devlerini çıkardıysa, Paris’in banliyöleri de bugün Paul Pogba’yı, M’bappe’yi ve Kante’yi çıkarıyor. Son 40 yıldır göçmen ailelere sırtını dönen Fransız hükümetlerininin başarısızlığı ile  uzun soluklu yatırımlar yapan Fransız Futbol Federasyonu’nun başarısının doğrudan sonucu bu kupa.

Velhaslı kelam, Dünya Kupası’nı Afrika değil Fransa kazandı. Maharet futbolcuların Afrikalı kökeninde olsaydı bu dünya kupasında Cezayir-Kamerun finali izlememiz gerekirdi. Fransa’nın 20 yıl sonra tekrar kazandığı Dünya Kupası Fransa’nın futbol akademilerinin eseridir. Bu başarı bir tesadüf değil, 20 yıldır artarak devam eden istikrarlı bir başarının sonucudur.

Futbolcuların zenci olması veya müslüman olmasının bu başarıda hiç bir payı yok. Bu kupa aynı zamanda, dünyanın en zengin 5. ülkesinin siyahi tenli çocuklarına futboldan başka çıkış yolu bırakmayan Fransa’nın hazin hikayesidir. Ne demişti Simon Kuper: Futbol asla sadece futbol değildir.