Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan uzunca bir süre “kriz mriz yok” diyerek ‘ülkesini’ farklı bir şekilde pazarlamaya çalışsa da ardı ardına gelen zamlar, yüksek enflasyon, yüksek faiz ve konkordato kasırgası kriz bulutunun içinde olduğumuzu en iyimserlere bile kabul ettirdi. Erdoğan’ı emeklilikte yaşa takılanların talebini reddederken söylediği “ekonomik kurtuluş savaşı veriyoruz” ifadesi aslında batağa saplanan Türk ekonomisinin durumuna başlık arayanlara iyi bir alternatif sunuyordu. Peki Erdoğan hükümeti ekonomik krizle mücadelenin neresinde? Attığı adımlar ve sunduğu reçete ne kadar gerçekçi. Peş peşe ilan edilen konkordatolar, borç ertelemesi ve borç yapılandırması krizin atlatılmasına yardımcı mı olacak yoksa batan şirketler bu sayede yanlarında birkaç şirketi daha mı batıracaklar? Krizin maliyetini herkes paylaşsın demek, doğru yatırım kararı alamamış, yanlış borçlanmış hatta bir kısmı art niyetli şirketlerin cezasını başkasına ödetmek anlamına gelmiyor mu? Yaşadığımız süreç kısa süreli bir türbülans olsa idi bu formüle sıcak bakılabilirdi. Ama belirtiler, krizin uzun ve şiddetli geçeceğini gösteriyor. İflaslar, iflas eden açısından bir dram olsa da zayıf bünyeli kar edemeyen şirketlerin piyasadan temizlenmesini sağladığı içinde sağlıklı bir sistemdir. Eğer iflaslara izin verilmez ise zarar eden KİT’ler gibi devletin ve milletin sırtına yeni kamburlar eklenir. İflasta hayat vardır. İflas piyasanın sigorta sistemdir. Bu sistem işletilmez ise iyi ile kötünün ayrımı yapılamaz.

Bu zaviyeden özellikle konut ve tekstil sektöründe mutlaka batması ve kurtarılmaması gereken birçok şirketin olduğunu görüyoruz. Bunlar ekonomik doğal seleksiyon vasıtası ile ayıklanmalıyken yandaş kontenjanından kurtarılmaya çalışılması, bırakın krizle mücadele kategorisine girmeyi krizi büyütmekten başka işe yaramaz. Çünkü o zaman kanserli hücrenin başka şirketlere yayılmasına sebep oluyorsunuz.
İnşaattan turizme, gıdadan tekstile büyük çaplı onlarca şirket konkordato ilan etti. Bu firmalar arasında kamudan ihale alan firmalara taşeronluk yapanların sayısı ise çok fazla. Bir şirket konkordato yolu ile ben borçlarımı ödeyemiyorum dediğinde yaklaşık 2 sene dokunulmazlık elde ediyor. Hele iyi niyetli değilse borçlu olduğu halkadaki diğer şirketlerin eli kolu bağlanıyor. Bu durumda alacaklı şirket ne yapacak? Oda mı konkordato ilan edecek? Bu zincirleme olumsuz bir reaksiyonu tetiklemez mi? 2004 senesinden bu yana, geçerli olan mevcut iflas erteleme sistemi yürürlükten kaldırılarak, ‘Kurtarma Anlaşması Kurumu’ getirildi. Mali durumu zorda olan firmalar, borçlarını yapılandırmak adına ek süre talebinde bulunmak için konkordatoya başvuruyor. Şimdi bu düzenleme sayesinde tabiki hepsi için söylenemez ama ölüyü makineye bağlayarak yaşatılmaya çalışılıyor.

İflas demek kriz ve işsizlik demek. Ama serbest piyasa ekonomisinde iflaslarla sarsılan piyasa daha sonra bir denge noktası yakalıyor. Bütün kriz dönemlerinde böyle olmuştur. Bir tür ameliyat gibi; kanlı ama gerekli. Hatta iflaslar sayesinde artık bitmesi gereken sektörler yerini daha inovatif sektörlere bırakır.