Bilenler darılmasın, bilmeyenler için yazalım: Dünyanın belki de en uzun şehiriçi yolu Houston’dadır. Westheimer Street şehri doğudan batıya kateder ve 110 kilometre uzunluğundadır. Neredeyse cetvelle çizilmiş gibi düz bir hatta giden yolun en güzel kısmı, hiç tartışmasız River Oaks’ta başlayıp Downtown’da biten bölgesidir. River Oaks’a yaklaştığınızda sizi küçük bir tabela karşılar: Museum Discrict.

Burası Westheimer’dan başlayıp Rice University’e kadar uzanan, şehrin belki de en güzel semtidir. Hemen her köşesinde bir sürpriz sizi bekler. Hiç şüphesiz bu çarpıcı yerlerin başında Rothko Chapel gelir. “Menil Collection” tabelasını gördüğünüzde, kocaman meşe ağaçlarının arasında, sekizgen beton bir blok sizi karşılar. Burası 20. Yüzyılın gördüğü en önemli sanatçılardan Mark Rothko’nun 18 eserinin sergilenmesi için yapılmış bir binadır. Kapısı dışında dışarıya açılan hiçbir noktası yoktur.

CHAPEL’İN TÜRKİYELİ MİSAFİRİ

Chapel, bütün inançlara açık bir yapıdır. İsteyen herkes-resimlere dokunmamak kaydıyla-içeriye girip, kendi inancı gereğince ruhunu arındırabilir. Chapel, devasa bir müzeye dönüşen Menil Collection’la aynı kampüste yeralmaktadır ve idaresi de, müze yönetimince yapılmaktadır. 28 Şubat 1971’de kapılarını dünyaya açan Rothko Chapel, 1979’da Türkiye’den bir konuğu ağırladı: Muzaffer Ozak.

Ozak ve dervişleri, dünyanın bu Türkiye’ye epey uzak köşesinde devran açmış, ilginç kıyafetleri ve zikirleriyle katılımcıları büyülemişlerdi. Onları Houston’a getiren ise petrol milyarderi Menil Ailesi’nin kızları Philippa Menil’di. Philippa Menil, ailenin bütün fertleri gibi sanat tutkunuydu ve dindardı. Tasavvufi çalışmalar için ABD’ye gelen Ozak ile tanışmış ve Houston’a davet etmişti. 1979’da da Müslüman olarak Fariha adını aldı.

Dominique ve John de Menil’in beş çocuğu olmuştu. Bunlar içerisinde en küçüğü Philippa Menil’di. 1975’te Heiner Friedrich isimli bir sanat tüccarıyla tanıştı ve aşık oldu. Aynı yıl Philippa, Heiner Friedrich’le evlenecek, sonrasında da Müslüman olacaklardı. Heiner adını “Haydar” yapacaktı.

İkilinin etkilendiği bir diğer isim ise Lex Hixon’du. Hixon, bazılarının duyduğunda tüylerini diken diken eden bir amaç için, dinlerarası diyalog için uğraşıyordu. Farklı dinlerden isimleri biraraya getirip, aralarında ortak noktaları geliştirmek için çaba gösteriyordu. Hixon da, Muzaffer Ozak’ın temsil ettiği İslami anlayıştan etkilenmiş ve Müslüman olmuştu. Fariha ve Haydar çifti, Hixon’la birlikte aynı çizgide hareket ediyorlardı.

Fariha, Cerrahi Asitanesi’ni görmek, feyz almak için defalarca Türkiye’ye gidip-gelmiş ve seyr-ü sulûk’ünü tamamlamak için çaba harcamıştı. Fariha’nın Ozak’a biatının altıncı senesinde “Aşki” mahlasını kullanan Muzaffer Ozak “alem-i Cemal”e kavuştu yani vefat etti. Fariha’nın hayatı için bu başka bir kırılma noktasıydı.

MEKSİKA FARİHA’NIN MEDİNE’Sİ

Fariha, Ozak’ın vefatının ardından yerine geçen Safer Dal’a bağlanmak yerine, ABD’de, New York’ta kendi dergâhını açmayı tercih etti. Oysa Dal, sıkı sıkıya önceki şeyhlerinin yolundan giden bir isimdi. Ozak’ın vefatından sonra bütün gözler ona çevrilmiş olmasına rağmen, altı ay boyunca şeyhlik postuna oturmamıştı. Cerrahi ritüellerine göre, şeyhin vefatından sonra yerine geçecek kişi, 40 kişinin “manâ alemi”nde aynı işareti almasıyla belirlenebiliyordu. Dal için 39 kişi işareti görmüş, ancak bir kişi eksik kalmıştı. Dal, bu eksiğin tamamlanmasını beklemiş ve bundan sonra biat almaya başlamıştı.

Muzaffer Efendi’nin ABD’de hilafet verdiği Tosun Bayrak da Safer Dal’a biat etmemiş, New York’ta kendi dergâhını kurmayı tercih etmişti. Fariha Friedrich dergâhının yanı sıra, Rothko Chapel’de de tasavvuf üzerine dersler vermeye başlamıştı. Aynı zamanda Menil Collection’ın  yönetim kurulunda görev yapıyordu.

Sevenleri tarafından “Şeyha” ünvanı verilen Fariha Friedrich’in Müslümanlık’a geçişinde, “Elestü birabbikum?-Ben sizin rabbiniz değil miyim?” sorusunun çok büyük etkisi olmuş. Dervişlerin yaptığı zikrin, Allah’a verilen cevap olduğunu öğrenince Müslüman olmağa karar vermiş. Hayatının büyük kısmını New York’ta geçiren Fariha Friedrich, faaliyetlerini ağırlıklı olarak Meksika’da sürdürüyor. Fariha, İslam tarihinden çok etkilenmiş olacak ki New York’u kendisi ve bağlıları için Mekke, Meksika’yı ise “Medine” olarak tanımlıyor.

Muzaffer Ozak’ın vefatından sonra klasik İslam öğretisinin, en azından yaşantıda dışına çıkan Fariha’nın New York’ta faaliyetlerini sürdürdüğü ve “Ferah” adını verdiği bir mescidi var. Kurduğu vakıf, burada kadın ve erkeklerin birlikte namaz kılıp, zikir yaptığı mescitte, Budizm’in etkisi altın kalan ve Müslüman olduktan sonra “Nur” adını alan Lex Hixon’un görüşlerini anlatıyor.

ABD’NİN MEDİCİLERİ

Şeyha Fariha’nın ailesi, Meniller ABD’nin Mediciler’i olarak anılıyorlar. Rönesans Avrupası’nda sanatçılara mesenlik yapan Mediciler gibi Meniller de, sanat tutkularıyla öne çıkmışlar. Ailenin sadece Bizans eserleri koleksiyonunda 2500 yapıt var. 1940larda oluşturmaya başladıkları koleksiyonlarındaki eserler binlerle ifade edilmeye başlanınca, Menil Collection adıyla müze kurmuşlar. Ancak eser alımları hiçbir zaman durmamış. Menil Collection’da tarih öncesinden günümüz sanatçılarına kadar uzanan bir yelpazede eserler yeralıyor.

Ailenin hayattaki bütün fertleri New York’ta yaşıyor. Houston’da bulunan müzenin yönetim kurulunda yeraldıkları için hiçbir zaman Teksas’tan kopamıyorlar. Aileyle temasta olan ABDli gazeteciler, Menillerin oldukça lüks semtlerde ve evlerde, büyük bir sadelik içinde yaşadığını söylüyorlar. Fariha Menil, inancının gereği evini son derece güzel hat örnekleriyle dekore etmiş. Kardeşleri ise ağırlıklı olarak modern ve mutlaka soyut sanat eserleriyle döşenmiş evleri tercih etmişler.

Karagümrük’te Nurettin Cerrahi’nin yüzyıllar önce yaktığı ateş, aradağı binlerce kilometreye rağmen Houston-River Oaks’ta yürekleri ısıtmaya devam ediyor. Dileyelim ki bu ateş hiç sönmesin…