İktidar ve siyaset gündemine hapsolmuş ülkenin ajans bültenlerine, çoğunlukla yerel medya kaynaklı bir haber düştü geçtiğimiz günlerde. Gaziantep’in ve Türkiye’nin ilk girişimcilerimden Şıh Mehmet Nakıboğlu, 96 yaşında vefat etmişti. Haberin ana unsuru, işadamının vefatı değildi elbette. Son yıllarda pek çok gündemi zehirleyen ‘FETÖ’ yorumları yine baş köşedeydi haberde.

Merhum işadamının yaklaşık iki buçuk yıldır, cemaat üyeliği suçlamasıyla cezaevinde bulunan oğlu Cahit Nakıboğlu ve torunu Taner Nakıboğlu’na cenazeye katılım izni verilmemesiydi, konuyu ülke gündemine taşıyan. Haberlere bakıldığında, son yıllarda kendi kendini imha eden bir habercilik mantığı yine devredeydi. Ülkenin muhalif basını bile, ‘FETÖ’ gündemine su taşımadan muhalif haber yapamıyor artık. Önce cemaate sunturlu bir küfür savuracaksın ki, uslu muhalif olarak haber yapabilesin. Nitekim bu anlayış, utanç verici sonuçları da beraberinde getiriyor, hala utanma duygusu ve haber ahlakı kalanlar için elbette.

Mesela ‘muhalif’ Sözcü Gazetesi’nin konuyu ilgili başlığı aynen şöyleydi:
‘FETÖ’nün para kasasının babasının ölümü kriz yarattı’

Başlık bu kadar net ve iddialı ama metinde para kasası ifadesi, ‘iddia edilen’ diye düzeltilmiş. Başlıkta bütün ahlak ve habercilik kurallarını çiğneyip geçeceksin ama metinde kendine bir miktar çeki düzen vereceksin. Yeni Türkiye’nin muhalif medya düzeni de bu kadar işte! Bu ülkede medya ve habercilik adına aslında çok da fazla söylenecek birşey kalmadı ama en azından bu kaydı da düşelim tarihe ve geçelim Şıh Mehmet Nakıboğlu’nun 96 yıllık örnek hayat hikayesine…

NAKIB TEŞKİLATINDAN GELEN AİLE

Nakıb, Osmanlı döneminde Peygamber Efendimiz’in (SAV) soyundan gelenlerin kayıtlarını tutan, bu alandaki sahtekarlıkları önlemek için kurulmuş bir teşkilatın (Nakibül-Eşraf) mensuplarına verilen isim. Nakıb’ların bir görevi de kimsesiz kalmış kadın ve çocukların korunmasıdır. Nakıboğlu ailesinin ismi de buradan geliyor. Ailenin ataları, Nakıb teşkilatına mensup insanlar. Şıh Mehmet Nakıboğlu’nun babası Mehmet Ali Efendi, Osmanlı’nın son yıllarında cepheden cepheye koşmuş bir asker. Toplam dört evlilik yapmış. Üçüncü eşi Hamide, Antep’in kurtuluşunun ardından, 1922 yılında, savaşta yıkılmış evlerinin bahçesinde dünyaya getirmiş Şıh Mehmet’i.

Şıh Mehmet’in ticaretle tanışması henüz altı yaşlarındayken başlar. Evlerine yakın pazarlarda satıcılık yapar. 12 yaşına kadar semt pazarlarında sattıklarından kazandığı paraları biriktirir. 12 yaşında toplam 40 Mecidiye birikim sahibi olan Şıh Mehmet, babasının desteğiyle ilk dükkanını, Antep’in en eski çarşısı Kemikli Bedesten’de, 1934’te açar. Bir attariye dükkanıdır burası ve her türlü ürün satılmaktadır. Annesinin çıkınına koyduğu iki öğünle karnını doyuran Nakıboğlu, babasından aldığı ilk duayı unutamıyor: “Babam bana hep ‘pençelediğin altın olsun oğlum’ derdi. Baba duası makbul olurmuş. O gün bu gündür her gün elime altın değer. Hayatımda hiç altınsız kalmadım.”

İşlerini kısa sürede büyüten Nakıboğlu, 1941’de, Naksan Holding’in temellerini atacağı Almacı Pazarı’na taşınır. Almacı Pazarı’ndaki dükkanı kardeşi Bahaeddin ile birlikte işletmeye başlar. O, ticaretteki hızlı yükselişini dürüstlükten hiç taviz vermemesine bağlıyor. Dürüstlük onun için baba vasiyeti. Nakıboğlu’nun ticaretteki hızını askerlik keser. İkinci Dünya savaşının en kanlı yıllarında onun da askerlik çağı gelmiştir. 1942’de askerliğini yapmak için ayrılır ve dükkanı kardeşine emanet eder. Askere gitmeden önce kendine bir at satın alan Nakıboğlu, böylelikle birliğine süvari olarak yazılır. O dönem süvarilerin bir yıl askerlik yaptığını söylüyor. Ancak işler onun planladığı gibi gitmez. Savaş sebebiyle süvari bölüğü dağıtılır ve Nakıboğlu da Urfa Siverek’e gönderilir. Orada da boş durmaz ve askeriyenin kantinini işletir.

Askerden sonra, 1944’te tekrar işlerinin başına döner. Artık evlilik çağı da gelmiştir. Babasının tavsiyesiyle, daha önce yüzünü hiç görmediği dayısının kızıyla evlenir. Nakıboğlu’nun ticari hayattaki düsturu, kendisinden çok önce vefat eden eşi Hayriye Nakıboğlu’nun şu sözü olmuştur: “Aman bey eve haram lokma getirme.”

ALMACI PAZARINDA İTHAL ÜRÜNLER

İkinci dünya savaşının sona erdiği 1945 yılı Şıh Mehmet için de dönüm noktası olur. Avrupa’da savaşın bitmesiyle İstanbul’a ithal ürünler gelmeye başlamıştır. Bu fırsatı gören Şıh Mehmet, İstanbul’dan ürün getirip Almacı pazarında satmaya başlar. Hatta piyasayı daha iyi takip edebilmek için kardeşi Bahaeddin’i İstanbul’da okula yazdırır. Ona sürekli mektup telgraf yöntemiyle sipariş geçer. En çok tutulan ürünler Grundig Radyo, Singer dikiş makinası, gaz ocağı, pil ve lastik ayakkabıdır.

Antep’ten İstanbul’a günde tek otobüs seferi vardır. Bir de tren tabi. Trenle Antep – İstanbul arası iki gün sürmektedir. O yıllarda İstanbul’dan Antep’e ürün getiren başka esnaf olmadığından, mallarının büyük ilgi gördüğünü söylüyor: “Halk malları görünce bana hücum etti adeta. Çünkü o mallar Antep’te yoktu. Kısa sürede getirdiklerimi sattım. Her gün sabah namazımı kılar dükkanımı açardım. Esnaf daha çarşıya inmeden ben günlüğümü çıkarmış olurdum.”

15 Temmuz’dan sonra kayyım atanarak, TMSF tarafından el konulan Naksan Holding’in temellerini de askerden sonra atar Şıh Mehmet Nakıboğlu. Şimdi hapiste bulunan ve babasının cenazesine bile katılmasına izin verilmeyen büyük oğlu Cahit’i İstanbul’da orta okula yazdıran Nakıboğlu, onu bir yandan da ticarete ısındırmaktadır. İstanbul’dan plastik ürünleri aldıkları firma Vatan Plastik’tir. Firma sahibi bir gün Mehmet Bey ve oğlu Cahit’e fabrikayı gezdirir. Fabrikayı gören baba oğul, ‘biz neden üretmeyelim’ fikrine kapılır. Üretime girmek istemelerinin asıl sebebi, arzın yetersizliğidir. Sipariş ettikleri ürünleri aylarca beklemekten sıkılmıştır Mehmet Bey. Bunun üzerine ilk iş olarak üç adet poşet makinesi siparişi verirler. Bu hamle ailenin ticaretten sanayiye geçişinin ilk adımı olur ancak üretim işi hiç de kolay değildir.

Naksan Plastik’te standart ürün üretme kapasitesine ulaşabilmeleri yıllarını alır ve oğulları bir ara fabrikayı kapatmayı bile düşünür. Bu isteğe şiddetle karşı çıkan Şıh Mehmet Nakıboğlu, onlardan sabırla işlerine devam etmelerini ister. İşte bu zor şartlarda yola çıkan Naksan Holding artık bugün (Nakıboğlu ailesinin zorla alınmış olsa da) Avrupa’nın en büyük üç ambalaj şirketinden biri konumunda.

SIRTIMDA CEKETİMLE KALDIM

İş hayatı denilince başarı kadar başarısızlık da girişimcilerin yakından tanıdığı kavramlardan. Mehmet Nakıboğlu da üç kez iflas ederek işini sıfırdan tekrar kurmuş bir girişimci. İlk iflasını Antep çarşısındaki büyük yangından sonra yaşamış. Yangın çıktığında Şıh Mehmet Nakıboğlu askerden dönmüş ve yeni evlenmiştir. “Zaten borçla aldığım bütün mallar da yanınca sırtımda ceketimle kaldım” diye anlatıyor trajediyi. Bu olay üzerine kayınpederi eline 20 bin lira tutuşturur ve ‘git ihtiyacını İstanbul’dan al gel’ der. Ancak mal aldığı firmaların hiçbiri onun parasını kabul etmez. ‘Durumunu düzelttikten sonra verirsin’ derler.

İkinci iflasa ise 27 Mayıs 1960 ihtilali sebep olmuş. Veresiye sattıkları malların parasını, ihtilal ortamında tahsil edemeyince tekrar başa dönmüş Nakıboğlu. Son iflasını ise 1964’te yaşamış. İstanbul’dan aldıkları malları getiren kamyon kaza yapıp yanınca, yine büyük bir krize girdiklerimi söylüyor. Nakıboğlu’nun krizlerden kurtulma yöntemi, genç girişimcilerin kulaklarına küpe olacak nitelikte: “Dürüst bir tüccar olduğum için mal aldığım firmalar bana hiç para almadan mal verdi. O sayede kurtardık durumu. Bizim anlayışımızda söz ağızdan çıktı mı iş biter. Sen dürüst olursan hem Allah hem de kul yardımcı olur.”

Şıh Mehmet Nakıboğlu’nun Almacı Pazarı’ndaki attariye dükkanında çıraklık yapan, onun yanında yetişen insanların nerdeyse tamamı bugün Antep eşrafının ve sanayisinin önde gelen isimleri olmuş. Nakıboğlu’nun o küçük dükkanı aslında Antep sanayisinin temellerini atan bir okul işlevi görmüş.
Kendisi okuma imkanı bulmayan Şıh Mehmet Nakıboğlu’nun hayatında eğitim ve öğretimin ayrı bir yeri var. Büyük oğlu Cahit, iş hayatına erken atıldığı için liseye gidemez ancak diğer oğullarının hepsinin üniversiteye gitmesine özel önem verir. Oğullarından Hilmi Nakıboğlu Eczacılık, Osman Nakıboğlu işletme, Hüseyin Nakıboğlu ise kimya bölümlerini bitirir. Okullarını bitirdikten sonra Naksan Plastik’in çeşitli kademelerinde görev alan oğulları, tek bir fabrikadan dev bir holdinge giden yolda birlik ve beraberliklerini muhafaza ederek çalışır. Bugün yaklaşık 7 bin kişi Şıh Mehmet Nakıboğlu ve oğullarının bugünlere getirdiği Naksan Holding sayesinde evine ekmek götürmeye devam ediyor.

18 YIL YATALAK EŞİNE BAKTI

Şıh Mehmet Nakıboğlu’nun kendisine her zaman destek olmuş, her zorlukla arkasında durmuş eşi merhum Hayriye Nakıboğlu, 1982 yılında yüksek tansiyon hastalığı sebebiyle felç olur. Sonraki 18 yıl boyunca yatalak eşini rahat ettirmek için elinden geleni yapan ve onun bir dediğini ikiletmeye Nakıboğlu, çok sevdiği hayat arkadaşını 2000 yılında toprağa verir.
Şıh Mehmet Nakıboğlu, işlerini oğullarına devrettikten sonra kendini tamamen hayır işlerine vakfetmişti. Öğrenciler için yurtlar, okullar yaptırmak ve zaman zaman onları ziyaret etmek, onlarla uzun uzun sohbet etmek en büyük zevklerinden biriydi. Emeklilik döneminde, dev bir holdingin kurucusu olmasına rağmen onu lüks araçlarda dolaşırken gören olmamıştır. Şirketin tahsis ettiği bir şöför ve ticari araçla, yaşından beklenmeyen bir çeviklikle hayır işlerine koşturmaya devam etti. Onun bu koşturmacasına şahitlik etmiş bir gazeteci olarak, o enerjiyi, o mütevazılığı ve o hayırhahlığı hayretle izlemiştim.

Bir asra yaklaşan ömrünün son demlerinde Şıh Mehmet Nakıboğlu, binbir emekle kurduğu şirketlerine hukuksuzca el konulduğuna, oğlu ve torununun, sırf onun hayırhahlık mirasına sahip çıktıklarından dolayı hapse girdiklerine de şahit oldu. Son tahlilde Şıh Mehmet Nakıboğlu ve ailesine bu kötülükleri yapanları yarın kimse hatırlamayacak ama onun ismi ve geride bıraktığı dev mirası, gelecek nesillere ders olarak anlatılacak.